28 Nisan 2011 Perşembe

Bir Var Bir Yokken

(yağmurlu bir gece) Saçlarını toplardın..Ve siyah sırtı açık bir elbise. Göz kalemin yüzüne akmış olurdu, yüzünün ortasında onurlu bir savaş yarası gibi.. Öptüğüm her tel kirpiğin bir eski şarkının ismiyle anılırdı..


Bu sabah bir Türk filmi tadında uyandım. Sıradan.. İçli ama.. Benim aşk dilinde sözcüklerim kalmamıştı hatta yazamadım kokusunu.. Susmanın o ağır ve şık kıyafetini giydiğimde yalnızlığın koğuş kokulu odalarında uyudum. Hayır, uyunmuyor orada. Gücün zaafı işte tam da burası belki!
Öğrenciler sınavları biter bitmez şehri boşalttı. Fakat sınavları dışında tonla telaşı varmış gibi yaşıyorlardı. Önemi yokmuş. Bir benim şehri beklediği hissine kapılan. Bu şehrin bir vefa borcu olsa gerek bana. Neyse yakınmanın alemi yok.
Dünyanın sonunu görüyormuşum rüyamda. Bir maceraya atılmaya değecek kadar şık değilmiş dedim uyandığımda. Hem olsa da kaç bataklıktan geçiyor insan. Çamurlaşıyor. Özünden midir bilinmez. Aynaya baktım kısaydı saçlarım hala. Ölmediğimi o an anlıyorum. Yıkandım. Çeyrek asırlık tozu aldım üzerimdeki. İyi olmaya karar verdim sonra. Ruhum pazar akşamı verilen ve pazartesi bozulan yeminler gibiydi. Sadığımdır sözlerime de bu da söz geçiremediğimden kendime belli ki..
Sevdiğim bir tarağım vardı. Senin okşayamadığın saçlarımın onca yıllık rehavetini alan. Eskisinden daha çok ayrıntıya düştüğümden ve düşkünlüğümden belki sıktı dişleri(m) . Neyse. Dökülmüş bir dişi. Güzel olan ne eksilmiyor ki dedim..Ve istediğin kadar yıkan, hayat bir şekilde sana bulaşıyor. Gidilmiyor o sessizlikle bir yere; çünkü çoğu zaman anneler de ölüyor..
Neyse. İyi olmaya karar verdim bugün ve içinde şeytan barındıran tırnaklarımı keserek başladım işe. Kabul olacağına inanmak istediğim bir duayı sürdüm yüzüme. Kokusu ve rengi yok. Ama su gibi. Yaşamak gibi..” Lâ te’huzühû sinetün ve lâ nevm. “ iyi ki bu cümlen var. Yalnız kalınıyor çünkü birileri uyuduğunda. Yine o birileri sigarasına benimle başlayıp başkasıyla söndürüyor aklında. Yanında belki. Ağzından çıkacak tek bir kadife kelime için oysa dudaklarının kıyısında bir dilenci gibi karşılanarak beklersin de hani, susar o birileri. Hâlbuki gözlerin kapalıyken bile çizilir o birilerinin sureti her kıvrımına kadar. O birileri çok güzel terk eder çünkü inandırarak. Muska gibi kalbinin üzerinde taşırsın son bakışını da gün gelir aynaya baktığında yüzün kırış kırış olur. Tecahül-i ariften gelinmez o vakit. Senindir ıskaladığın zaman.
Sonra bir gün tüm kadınlığınla girersin o yatağa. Yine yanında durgun, suskun ama güvende uzanışı düşlerken o birilerinin. Bazen o kadar güzel olur ki bir hayal asla sizin olamayacak kadar. Ve zamanın gerçeği bulandırdığı o anda varlığınızın bir yoklaması alınsa sınıfta kalırsınız. Ödül müdür bu lanet midir bilinmez. Ama üşüyor insan bu anlarda. Üşütüyor hatta. Hayatı öksürürsün de gitmez bu zamanlarda. Ne aşkı ne de ayrılığı becerebiliyor bazen insan. Aşka gelince susuyor da ayrılık çözüyor dilini. Bazen çok inanınca tanrının sadık bir kuklası gibi hisseder kendini insan. O üfler sen olursun. Ben üflerim sen yoksun..(Ocak 2011) 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder